|
gül ile hasbihalwrote:
BİLMİYORUM….
Kimdim neydim ne olacağım Hangi suydum hangisinde boğulacağım Kaç kez daha yorulacağım Ve buna rağmen hala koşacağım Doğru! Bende coşacağım Üzüntülere alışacağım Yaşamın içinde kalacağım Çok hırpalanacağım Şimdiden ağlamayacağım Fakat gözyaşlarımı nereye dökeceğim Bilmiyorum … Hissediyorum bir gün son gelecek Bu devasız derman elbet bitecek Peronlar boşalacak yolcular gidecek Peki kim yaşayacak Kime kalacak Kim ağlayacak Gidenlerin ardından kim el sallayacak Onlar acaba memnun mu olacak Bilmiyorum Bağırsam şayet kaç kişi duyar Kaç kişi anlar Bu kaçımıza yarar Kime zarar Merhem varken niye kanar Hep gönüller neden ağlar Yok yok elbet sebep var Hayat kumar Biz mi zar Kim oynar Kaybeden mi şanslı kazanan mı Bilmiyorum..... _______________ALINTI________________
4 days ago
|
|
|
gül ile hasbihalwrote:
Dünyada tükenmez murad var imiş
Ne alanı gördüm ne murad gördüm Meşakkatin adın Murad koymuşlar Dünyada ne lezzet ne tad gördüm Ölüm var dünyada yok imiş murad Günbegün artıyor türlü meşakkat Kalmamış dünyada ehli kanaat İnsanlar içinde çok fesat gördüm Nusverani Adil nerede tahtı Süleyman mührünü kimse bıraktı Resulü Ekrem'in kanunu haktı Her ömrün sonunda bir feryat gördüm Var mıdır dünyaya gelip de kalan Gülüp baştan başa muradın alan Muradı maksudu hepsi yalan Ölümü dünyada hakikat gördüm Dönüyor bir dolap çarkı belirsiz Çağlayan bir su var arkı belirsiz Veysel neler satar narkı belirsiz Ne müşteri gördüm ne hesap gördüm AŞIK VEYSEL
Dec. 2
|
|
|
gül ile hasbihalwrote:
merhaba, sağlığınızı merak ettim. Nasıl oldunuz?
Dec. 2
|
|
|
kırçiçeği papatyawrote:
Ağlayabilir miyim gönlüm?
Ağlayabilir miyim gönlüm? Müsaadenle.. Şöyle katıla katıla şimşekli bir gökyüzü gibi... Günaha batan tüm kirliliğin ile... Ağlayabilir miyim? İzin ver lütfen... Şöyle inceden yağan yağmur masumiyeti gibi... Öylesine ama ölesiye... Bu can çıkana kadar bedenden... Nefsimin nefesi kesilesiye... Pembe güller mor menekşelere düşesiye... Sol yanımın ateşi yükselesiye kadar... Kendi omzumda kimseciklere yük olmadan, Ağlayabilir miyim? Şemsiyem önümde gökyüzünün ağlama isteklerime mukabele etmesini beklerken, Karşımda duran ihtiyar dağın ardındaki gün boyu tebessüm eden güneşi kaçırmış gibi... Dizlerimin bağını çözen sahtelikleri anlatırken kalem kırmış gibi... Yabancılar içerisinde bulunan tek dostu terk etmiş gibi... İç çeke çeke... Düşürebilir miyim küskün damlaları elime... Sonra da hiç ağlamamış gibi, Hiç hissetmemiş gibi acizliğimi... "Bir şeyim yok"larla tekrar katılabilir miyim? Ağlamayı bile çok gören kendi kalabalığıma, Ve... "Bu son" diyecek kadar vefasız olabilir miyim? Gözyaşlarıma... HÜMEYRA ÖZDEMİR
Nov. 19
|
|
|
kırçiçeği papatyawrote:
Gözlerim Gözlerine Bakmak İçindir
Bir geldin. Hasretini bıraktın zindanıma. Karanlık karanlığa düştü. Gece gecenin üstüne indi. Parmaklıklar dağıldı; yüzün esir aldı beni. Taşlar toz oldu; özlemin taş kesildi. Gözlerine zincirlediler gözlerimi. Gidişin hüzünlü bir sonbahardı, unutmadım. Yıldırımlar düşürdün bakışından göğsüme… Saçlarım beyaz alev aldı. Yandım. Taş üstünde taş oldum. Suskunluğum utançtan duvarlar ördü. Sağnak sağnak yağmur oldum, yağdım küskünlüğümün çölüne. Çığ olup kendi yalnızlığıma katlandım. Uzaklığını yorgan yaptım çıplak ruhuma. Sözün güneşin yüzünü güldürürdü, unutmadım. Sessizliğin yeniden yeniye yanmış bir kül gibi. Rüzgâr aldı nefesimi. Buzdan sütunlara çarpıldı sesim. İçimin içinde bir gurbet oldun. Sen gittin gideli, dağlar yollardan saklanır oldu. Öyle derinleşti ki vadiler; gölgeler içine girmeye nazlandı. Bütün çöllerin tozlarını yutmuş gibi dudaklarım, ah etmekten bile usandı. Susuşun ibret dolu bir kitaptı, unutmadım. İçimde hep su sesi arıyorum. Denizler kurumuş… Lâl dudaklar susmuş.. Kıyılardan çekilmiş hayat; kemikler un ufak olmuş. Çöllerinden geçiyorum sensizliğin. Sessizliğin çığlığını büyütüyorum yüreğimde. Gelişin bir taze bahardı, unutmadım. Kalbine girdiğim yollara pusular kurulmuş. İnsan insana kavuşmuyor artık. Anka kuşları dirilmiyor yeniden. Küller bile yanmış yakılmış; ateş yeniden kendine gebe kalmıyor artık. Hıçkırıklar yalanın harmanına karışmış; gelmiyor gelemiyor yittiği yerden. Bakışın canlara can katardı, unutmadım. Bütün bağlardan kurtuldum. Geceleri gecelerin koynuna sürdüm. Bütün ışıkları gözlerinin karasına çaldım. Yanağının kıyısına geldim. Ellerinin ateşinden serinlik umdum. Gözlerim seni gördüğü için güzel. Işık senin yüzüne vurduğu için aydınlık. Yağmur senin göğsüne dokunduğu için serin. Rüzgâr senin tenine vurduğu için nefeslenir. Dualar senin dudağına dokundu diye göklerin kapısına dayanır. Duruşun dağların başını dik tutardı, unutmadım. Günahlarımı biliyorum, utanıyorum. İsyanlarım çok oldu; yüzüme bakamıyorum. O kadar unuttum ki, unuttuğumu hatırlamıyorum. Bana nasıl bakacağını merak ediyorum. Ürperiyorum. Ürperiyorum. Ya tanımazsan beni… “O beni sevmedi!” dercesine görmezden gelirsen ağlayan gözlerimi? Hayır, hayır, böyle olmayacak, emin olmak istiyorum. Senin müşfik bakışında, toprağın yağmura doyması gibi sonsuz bir serinliğe kavuşacağım. Senin bakışında sonsuz bir hülyânın eteğine varacağım. Özlemin cennetin kokusu bana, sana susadım. Ne hüznü eksilir ne sana doyar bu gönül. Sen gittin, çiçekler ezildi dünyada. Sen gittin, rüyaları boğuldu bebelerin. Sen gittin, sesi duyulmaz oldu derelerin. Sen gittin, yüreklerden kan çekildi. Sen gittin, can tenden usandı. Sen gittin, dağ dağa küstü. Sen gittin, alev üşüdü. Sen gittin, aşk kalplerden çekildi. Kıyılara vurdu aşıkların cesedi. Vuslatın cennet çiçeği bana. Baharlardan hep seni sordum. Senin serinlettiğin suları içiyor ceylanlar. Martılar senin yürüdüğün göklerde geziniyor. Kelebekler senin yüzünün değdiği bahçelere yayıyor kanatlarını. Bebelerin senin tebessümünü içiyor ana sütünden evvel. Şu dar göğsümün kozasından çıkmaya çalışıyorum. Sonsuz genişliklerin sırrı iki dudağının arasında saklı. Bir kelâm söyle n’olur! Her hecenin arefesinde seni duymak istiyorum. Hitabın denizleri taşırıyor kıyılarıma, nereye baksam sana dokunuyorum. Sev beni cananın olayım. İçimden aksın bütün ırmaklar. Senin kıyılarını kucaklayan kocaman bir derya olayım. Rüzgârlar savursun beni, yağmurların hepsi alnıma düşsün, taşların hepsi göğsüme düşsün. Senin ayaklarını öpen kocaman bir dağ olayım. Çöller savrulsun, dağlar aradan çekilsin, yokuşlar ve inişler bitsin ki yürüdüğün yollara toz olayım. Senin hasretinle yanar her yanım, bütün ufuklardan seni umarım. Çöldeyim, susuzum. Dudağın bana Leylâ. Kuyularda Yusuf’um. Sözlerin bana Züleyhâ. Ateşlerde İbrahim’im. Gözlerin bana deryâ. Sancılar içinde Meryem’im. Bakışın bana İsâ. Yaralar içinde Eyyub’um. Hasretin bana şifâ. Ölüler içinde bir ölüyüm. Ellerin bana musallâ. SENAİ DEMİRCİ.
Nov. 4
|